« Önceki |

20/4/2009

Metabolik Ayin

kucağımda çivi gibi küskünlükler
ayaklarım mabedimin eşiğinde.
bir basamak kala belki kutsanmama
soluğumun yarısında küfürlerim
bir diğer yarısında ürkek tin
çeperinde saydam bir ağla bantlı
içten yanmalı bir ruh tutulmasının
ışık hızıyla vurup kaçan o ağırlığı.
bir tutam et ve kemik ihtiyacında
rengi akmış bir düş eskiye çıkan...

dizlerimin bağında kördüğümler
duyamadığım bir fısıltı dilimin ucunda
hangi dudağımdı ilk tutkala bulaşan?
saklı bir günahla bilenmiş bıçağı
kanatırcasına dişlenirken suskunluk.
tapınağımın rutubete gebe dehlizinde
merdiven altı bir uğursuzluğun sesi.
ve nerede gevşettiğimi bilmediğim
eğri parmaklıklarında göğsümün
tanrının sahte parmak izleri...
..
.

20/4/2009

Beklenen Tepkime


tam ortasındaki bir yerinden kaburgalarımın,

koca bir sis bulutu hücum ediyor soluk boruma.

sırtıma vuran sızı hatırlatıyor canımın yandığını.

süzülüyor bütün duyularım midemin ta dibine.

kramp girmiş bir cenin oluyor silüetim.

bir daha düşüyor düşüncelerim

ve bir kez daha düşlüyorum.

çözülüyorum...

dokunmayın bana...

..

.

10/3/2009

İçbükey Sözümün Dışbükey Yüzündeki Zar

.
varoluşunun hissettirdiği yokluğun nevrotik sanrısıyla bir duble atıyorum. zihnimin kafası bi'dünya.

dü-bara

bazen hissizliğin adı; ahşap masada tıkırdayan zarların siyah benekleridir. siyah-beyaz bir hesaplaşmanın alt-beyinsel faaliyeti.

şeş-ü-yek

kendimi kıstırıyorum harflerin arasına. ışık hızından öte bir yabanilikle algılıyorum her birini. sağım solum önüm arkam korner. tuzağımın ağlarında kendi yüzüm.

dü-şeş

hızla ilerliyor imitasyon adımlarım. iki türbülans arası bir bulantıda gövdem. histerik susmalarım orijinal el yapımı.

penc-ü-se

ıskalıyorum tüm kilitleri. yüksek öncelikli tercih meselesi. her kapı gıcırtısında raks edemeyecek kadar öksüzüm. ve sihirli bir cümlem yok.

dü-yek

aşinası olduğum likit şeffaflığın dibine çöküyorum. biriyken hepsi; hepsiyken biriyim. çifte standart uygulanmış suni düşler bombardımanında tortularım.

ve ben asla inanmıyorum da; inanmış gibicilik oynuyorum.

hep-yek
.
.
.

27/2/2009

Yüklerim Evrimi

...

bir kılıf gerekli bize,
kılığını değiştircek bir kılıf
öyle ki kapkaranlık olsun
düşlediğine dokun-abil
hepsi bir gibi gelse de...
gelmeyecek.
hepsi bir değil.
hayıflandıkça artacak
buruşmuş kamburunda
yüklü bir çuval
sırtlasan da dünyayı
dibe çökmeyecek
zeytinyağı özlü geçmiş
kökünü kurutmadan
yürüyemeyeceksin
kazı kafanın oyuğunu
boşluk düşsün omzuna
öylesine rahatla-yabil
bir de kılıf gerekli bize,
ellerin kirlenecek...

...

27/2/2009

TANRI

Tanrı I

ağlıyor çocukları koynunda
devasa bir boşluğa meyilli
kırık gülüşleri siyah yüzlerinde
ve tam da düşecekken
sımsıkı tutuyor kollarından
buradayım diyebilmek için
kör çocukları koynunda
inliyor tanrısına
gücüme gücünü kat
ruhuma ruhundan üfle
ebedi kuytuna al
ısıt bizi
dindir acımızı
tanrı gürlüyor çocuklarına
ölüm çok yakında...

...

Tanrı II

her kaosun kozmosa dönüştürülme çabalarının
tek engeli duruyor ruhların ardına gizlenmiş.
kendi katillerini yaratan bir tanrı...
bir çocuğum, öfkeli ve terkedilmiş...
büyüt beni...
daha ne kadar acı çekeceğim?
"tanrım! beni neden terkettin?"

...

22/2/2009

Karanlığı Bekle


ruhlar geçerken kadınlığından
bilinmeyen bir coğrafya dile
belki terkedilmiş
göğsünü inletmesi için
köhne bir kuytu
sığınmak için kendine
henüz ağlanmamış bir gece
zift kokulu bir yol;
keşfedilmemiş
eskimeyen gölgeleriyle
yaşanmamış bir yalnızlık bul
her kalabalığında bedeninin
sırrına ortak et
bütün karanlıkları
çığlığını dök yastığına
heceler kirletsin dudaklarını
yalan bakirliğine söv ömrünün
parçala usundaki aynaları
avuçlarında pas lekeleriyle
titreyen o kutsal bedenleri göm
şehrin yitikliğine sığdıramadan
yüreğini ve bedenini
yenik düşerken sen bile
toplayıp tüm sevişmelerini
bir karanlık dile
örtmesi için kadınlığını...
...

22/2/2009

Duyu Genleşmesi

acı düştü gözümden
damıtılmış bir ruhun
en son kalan özünden
feri söndü sözümün
akınca saydamlığı
dilim dönmedi sese
tutulurken yanaklarım
sulu sepken bir neme
elimde yalnızlığım
sıktıkça yumruğumu
düğüm oldum vücutsuz
ki nefesim tutuklu
büyüdükçe adımlarım
küçüldü tabanlarımda
sakız kıvamında yol
düş balonu zihnim
havada hacmim dağınık
tümden gelip
tüme varamazken daha
gidilmez sokak
çıkmaz düşünce
uğultusunda siyahın
geceyi duyumsadığım
koyu gri bir hafiflikle
asılıyım asmosferde
tüm sözcükler serbest
tüm acılar özgür...

22/2/2009

Sonsuzluk Öyküsü

Hayal-et

yüzün vardı gerçek
uykularıma eş yüzün
zihnimin mürekkebi
suretin satırlarımda
sözün başladığı
şimdi notaları kayıp
sonsuz bir sayfa gibi
imgelemimde silüetin
rüya kadar uzak...
bir o kadar yakın...


Sokağın Şarkısı

yağmur iniyor şehre
turuncu kaldırımında
ıslak gölgesi gölgelerin
karanlığı uzarken
günahsız gecenin
boylu boyunca yalnızlık
tökezletip damlaları
sahte bir ıslıkla
ruhları oyalarken
sadece bir köşebaşı
ve sadece su birikintisi
çamuru toprak
yarası yağmur
terkedilmiş sokağın
kör nefesi
nefesinde yüzü
bulanık aksinde suyun
öfkesi çaresizliğin
yüzüne vuran silüette
son bir duman soluğu kesik
son boğumunda gecenin
sonsuzluk
gece
upuzun gece...


Ruhlar Çıplak

sinerken bedenlerin saydam tutkusu
karanlık odaların loş seksapeli
bal mumu tenlerin oyuğuna teğet
ışık oyunları içinde yalın silüetin
yansımalarda kıvrak orgazmı
duvarları yalayan zarif gölgelerin
izmarit kokulu çarşaflarda uyur
salise önceki şehvetin ruhu
bir adım sonrası kadim hazzın
pencere arası buğulara gömülür
çok sesli bir operanın tekilliğinde
kaybolur gecenin aşkımsı ıslığı...


An-sız-lık

eskiyen gecenin ıslağında
dizlerimde kaldırım
uzanamazken elim
ellerimden düşürdüğüm
yerle yeksan omuzların
kaybettiğim
sol elin düşmüş mazgala
parmak uçlarında yağmur
son çiğ saçındaki
beyazlığın tenine yabancı
dolunay düşmüş suretine
sanki son dördün
sanki son kez değil
gerçek hiç...
hiçlikte sen...
sen sevgilim
devirdin gözbebeklerini
soğudu nefessizliğin
yok yerinde zamanın
ölüm de yakışırdı yüzüne
şimdi susmasaydın belki
biraz daha
bir salise daha
fazla bakmak için sana
gözlerinin içine
ta içine gömülmek için
benden sıyrılan
neler vermezdim
neler ki
benim bile ol(a)mayan...

22/2/2009

Hey Siz!


şimdi uzaklarıma gömülmüş
yüzü silik silüetler korosu
şimdi zamanın bile hatırlamadığı
eşref saatlerinde buluşurduk
kaçınız dokunabildiniz ki düşlerime
ya da hanginizdi ruh elçisi
sarılınca büyür müydü dünyamız
yada öpseniz geçer miydi yalnızlık
hiç durup düşündünüz mü siz
kaç rutubetli odada seviştiğinizi
hiç daha derine süzülmeyi istediniz mi
bakarken ama göremezken ileriyi
belki bir bahar bahçesi yeşilliğinde
düşler toplamak istemez miydiniz
kaçınızın tarihi geçmiş acıları vardı
yada hanginizdiniz tövbeler bozan
hepinize dokunmuştu gözbebeklerim
hepinizi görmüştüm o karanlıkta
ve hepinizi anlamıştım oysa
kiminiz intihara meyilliydiniz
kiminiz çoktan teslim olmuştunuz
topyekün umarsız hayatlardınız
hiç söylemedim, soramazdınız
hiç ağlamadım, duyamazdınız
ucuz bir şarabın son yudumu gibi
acı bir tat bıraktınız dimağımda
hey siz
şimdi uzaklarıma bile uzak kalan
maskesi düşmüş gölgeler güruhu
hiç durup sordunuz mu kendinize
bunca yorgunluğun sebebini
hiç gördünüz mü benim sizde gördüklerimi
hiç duydunuz mu içinizdeki çığlıkları
hiç acıdınız mı birine yada kendinize...
benim size acıdığım gibi
kaçınız aynı sahneyi defalarca oynadı
kaçınız sonraki sufleyi beklemeden
dönüp yüzünü haykırabildi dünyaya
hanginiz başa çıkabildi orjinaliyle
ve hanginizdi asıl olabilen...
hey siz
şimdi uzaklarıma göç eden
artakalmış yaşamlar sürüsü
hey siz
gerçek miydiniz?
hey siz
siz kimdiniz?

...


22/2/2009

Bir Varmış... Bir Yokmuş...

hayali gözümdeyken
silüeti yarımca
uzanıyor düşleri
sayfaların arasında
bir yerlerde
belki zoraki hissimde
uzaklaşıyor kelimeleri
düşüyor usulca
koparak zihnimden
oysa nasıl da vardı
oradaydı tam da
gözleri öyle parlaktı
her erkeğim gibi
elleri belimin kıvrımında
sözcükleri uzuyor şimdi
ilgimin uzaklarına
en uzağıma uçuyor
diğer yarısı silüetinin
kıvranıyor zihnim
olmamalıydı der gibi
ilk bulduğum yerde
gömülse her şey boşluğa
en kestirme yalnızlık
benim olsa
yokluk gibi
bir varmış
bir yokmuş gibi...

...